Oturum Aç
Kullanıcı Adı:

Şifre:


Şifreniz mi Kayıp?

Şimdi Kayıt Ol!
 Ana Menü
 Çevrimiçi Üyeler
7 kullanıcı çevrimiçi (1 kullanıcı İstiklal Marşı sayfasında)

Üyeler: 0
Ziyaretçiler: 7

devamı...
 Faydalı Bağlantılar
 Yeni Üyeler
tamer 07.09.2010
ali6868 04.08.2010
mücahit 08.07.2010
meryemezgi 30.06.2010
yağmurirem 09.06.2010
fatih_türk 05.06.2010
6/Beyza 04.06.2010
ALPEREN50 01.06.2010
sezeryan68 31.05.2010
ramo334 31.05.2010

 
 
                    İSTİKLAL MARŞİ

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

 

   

1880'de İstanbul Üsküdar'da doğdu. Türk müzisyenlerinin en büyüklerindendir. Şekerci Hacı Bekirzade Miralay Santri Hilmi Bey'in torunu ve Hüseyin Bey'in oğludur. Dedesi Muzıka-yı Hümayun'daki faslı ceditin kurucusudur. 1891'de 11 yaşında iken Muzıka-yı Hümayun'a girdi. II. Abdülhamid' in dikkatini çekince konser kemancısı olarak yetiştirildi. Kemancı Vondra Bey'den kemanı, d'Aranda Paşa'dan da müzik nazariyatı dersleri almaya başlamıştı. Onların yanında çalışarak başarılı ilk Türk konser kemancısı olarak yetişti. Kemancı olarak genç yaşta müzik sever çevrenin takdirlerini kazanıp operaya, keman öğretmeni Vondra Bey'in yerine başkemancı olarak atandı. 1908’ de binbaşı rütbesi ile bu görevde idi. Padişaha sık sık verdiği keman konserleri nedeniyle ödüllendirilip genç yaşta binbaşı rütbesine yükseltildi. Bundan sonra parlak ve başarılı bir ilerleme gösteren Zeki Bey, Saffet Atabinen' in orkestrayı yenileştirme çalışmalarına yardımcı oldu. Yalnızca askerî marşlar, fantezi parçalar çalan saray mızıkasından Avrupa anlamında bir senfoni orkestrasının oluşmasında büyük katkıları oldu. Meşrutiyet'te rütbesi mülazımlığa (teğmen) indirildi. Saffet Atabinen' in idaresindeki senfoni orkestrasında başkemancılığa devam etti. Cemil Bey'in emekli olmasıyla yaylı sazlar kısmı baş muallimliğine getirildi. Bu dersten uzaklaştırılıp dersini Saffet Bey alınca sadece saray orkestrası birinci kemancısı olarak kaldı. Ek olarak İstanbul Erkek Muallim Mektebi (Dar-ül Muallimin) musiki muallimliği yapmaya başladı. Muzıka-yı Hümayun kumandanı Salih Bey'le anlaşamayıp istifa eden Saffet Bey'in yerine 1917 sonunda orkestra şefi oldu.

I. Dünya Savaşı sırasında iki Alman ve bir Macar orkestrasının İstanbul'daki konserlerine karşılık olarak Muzıka-yı Hümayun'la Viyana, Berlin, Dresden, Münih, Budapeşte ve Sofya’ya giderek Kızılhaç yararına konserler verdi(Aralık 1917-Ocak 1918). Turne dönüşünde, bandonun orkestrada çalan üflemeli çalgı elamanlarını sürekli olarak orkestra kuruluşuna geçirdi. Böylece orkestrayı bağımsız bir kuruluş ve kadroya kavuşturdu. Yeni bir repertuarla saray dışında Union Française de haftalık halk konserleri vermeye başladı. Bu konserlerle orkestra ilk kez saray dışına, halk önüne çıkmış oldu. Orkestra ile Ankara'ya gidip 11 Mart 1924'te Yeni Sinema'da bu şehrin tarihinde ilk defa olarak Senfonili konser verdi. (Bethoven'in 5. Senfonisi vs.). 2 Nisan'da 2. konserini verince saray orkestrası (o günlerde Hilafet ilga edilmişti.). Risalet-i Cumhur Musiki Hey'eti adını aldı ve Cumhurbaşkanlığına bağlandı. Üngör, Kurtuluş Savaşı'nda da bestelediği marşlarla millî heyecanı dile getirmiş, Cumhuriyet yönetimini içtenlikle benimsemiştir. Şair Mehmed Akif Ersoy'un sözlerini yazdığı Türk İstiklâl Marşı'nı bestelemiş ve bu beste ile millî bestecilerimiz arasında ön sırayı almıştır.

Üngör 27 Nisan 1924'de İstanbul'dan Ankara'ya yerleşti. Ankara'da kurulan Musiki Muallim Mektebi'nin de müdürlüğüne getirildi. Bugünkü Konservatuar binasını ve konser salonunu yaptırdı. Halkın müzik eğitimi için çalıştı. Musiki Muallim Mektebi Konservatuarın temelini oluşturmuştur. 1928'de üstün sanat yeteneği olan gençlerin Avrupa'da müzik öğrenimi yapmalarını sağlayan Kanunun çıkarılmasında önemli katkısı oldu. 7 Haziran-5 Eylül 1926'da bir gemi ile Güney ve Kuzey Avrupa limanlarını dolaşıp konserler verdi. İdare ile mücadele sonunda çok yıprandığı için 1934'de 54 yaşında kendi isteği ile emekliye ayrıldı. Orkestra şefi olarak yerine Ahmet Adnan Saygun, Musiki Muallim Mektebi Müdürü olarak da Salahaddin Bey getirildi. İstanbul'a döndü. 24 yıl Moda'daki evinde yaşadı.Musiki Muallim Mektebi'nin ilk müdürü ve ilk öğretim üyesi olan Zeki Üngör dönemine göre oldukça üstün sayılacak virtüözitesiyle anılır. Birçok ünlü bestecilerin keman konçertolarını Türkiye'de çalan ilk Türk kemancıdır. Oğlu Ekrem Zeki'yi de kemancı ve müzik öğretmeni olarak yetiştirmiştir. 28 Şubat 1958'de İstanbul'da ölmüştür. Özel bir izinle İstiklâl Marşı mezarı başında çalınmıştır. M. Akif'ten sonra mezarında İstiklâl Marşı çalınan ikinci kişidir.

Yılmaz ÖZTUNA Üngör' ü şöyle değerlendirir:

"İstiklal, Acem, Aşiran Asakir-i Şahane, Büselik Semai Hamidiyye (Şeh-i alem, meh-i enver Hünkar'ım sensin), İlim, Azm-ü Ümid, Töre, Toprak, Çocuk, Cumhuriyet Marşları, çocuk şarkıları besteledi. Bestelerinde Türk Musikisi ve ruhu ile hiçbir ilgi yoktur. Esasen Marşlar dışında bir şey yapmamıştır ve yabancı motifler kullanma ihtiyacını duyduğu için gerçek bestekâr olmadığı ortaya çıkar. İstiklâl Marşı, güftesinin ihtişamı ile alâkası olmayan prozodi hataları bulunan, güfte ile alâkasız bir parçadır. İstiklâl Marşı olarak 1924'e kadar yarı resmî, 1930'a kadar resmen Ali Rif'at Çağatay'ın bestesi çalınırken marş 1930'da Zeki Üngör'e besteletilmiştir. Bilindiği gibi Akif'in bu şiiri, İstiklâl Marşı olarak o devirde pek çok bestekâr tarafından bestelenmiştir ve içlerinde güzel olanlar da vardır. Aynı yıllarda Ahmet Cemalettin Çınkılıç o harikulâde sancak (Sakarya) (Hürmet sana ey şan dolu sancağım) Marşı' nı besteleyebilmiş ve içine Türk maşeri dehasını aksettirebilmiştir."

 Saat

 Fatih Sultan Mehmet


 En Yeni Şiirler

 Günün Sözü


 Defteri İmzala


 Öğrenciler İçin

Xoops Tabanlıdır.  Her Hakkı Saklıdır.  © 2009 webmaster i. güneş   e-posta: ismailgunes@mynet.com